...

...

Perşembe, Ağustos 11, 2016

Korhan Cankur’un ilk kitabı Yediler’in Efsanesi – Üç Kapı





Korhan Cankur



Çekinerek söylüyorum, bloga yaklaşık 1 aydır bu yazıyı yazmak için uğraşıyorum, normalde içeriği dışında pek bir şey paylaşmadığım bir platformda eşimin kitabından bahsedecek olmak sanırım beni biraz heyecanlandırdı.Taslakta sürekli silip baştan yazdığım bir yazı beni beklerken, başka bir şey de paylaşamadım. Bu durum bende büyük bir sıkıntı yarattı ne yalan söyleyeyim.

Tabii ki ne demek istediğimi, instagram'da beni takip eden arkadaşlarım dışında, blog izleyicileri anlamamış olabilir. Kısaca şöyle özetleyeyim:

Hayatımda ilk defa çok enteresan kitap okuma süreci yaşadım. Çünkü kitap eşimindi. Kitabı bitirip ilk okumasını yapmam için bana verdiğinde günlerce okuyamadım. Çünkü ne zaman elime alsam kalbim küt küt atıyor, kitabı sever miyim acaba diye endişeleniyor, objektif okuyamayacağımdan korkuyordum. Bu değişik bir durumdu, ilk defa başıma böyle bir şey geliyordu. İnsan halleri belli olmaz çünkü, bir bakmışsınız taraflı yanınızla okuma hatasına düşüvermişsiniz (Tabi bu duruma kitabı yazan kişi çok bozulmaya başlamıştı :)

Sonunda bir gün, bu üzerimdeki saçma baskıyı bir kenara bırakıp okumaya başladım. Daha ilk sayfalardan beni aldı, bildiğimiz dünyanın içinde bambaşka bir hikayenin içine sokuverdi. Bir kitabı sevmezseniz okuyamazsınız zaten, yazarı kim olursa olsun..
Oysa ben bu kitabı elimden her bıraktığımda kitap beni geri çağırıyordu, yeni bölümlerini okumak için sabırsızlanıyordum. Kurgusu ve sade anlatım dili, sahneleri gözümde canlandıracak kadar muhteşemdi. Heyecanını kaybetmeyen, sürükleyici, merakın üst düzeyde tutulduğu bu romanın ilk okuru olmaktan duyduğum mutluluğu tarif edemem.

Kitabı yazan kişi eşiniz olunca bu yorumları yazmak fazlasıyla zor. Çünkü dışarıdan bakınca fazla yanlı yorum yapmışım gibi algılanabilir. Ancak bir kitap söz konusu ise akrabalık ilişkilerini pek umursamam açıkçası. Dürüstçe ifade etmem gerekirse içime sinmeseydi en ağır eleştiriyi ben yapardım ve bu kadar rahatlıkla kitaptan bahsediyor olamazdım sanırım.

“Okuyucu bu kitapta ne bulacak?” sorusuna kitabın mini özeti ile cevap vermem gerekirse:

*

Yüzlerce yıllık bir sırrın emanetçisi olan Koruyucu Kavim, Birleşmiş Milletler bünyesinde gizli bir teşkilat haline gelmeyi başarmıştır. Teşkilatın en tepesindeki adam olan Darius Bratt’in varlıklarının amacını sorgulamaya başlaması ile asırlık dengeler değişmeye başlar. Darius Bratt’in tek amacı dünyanın varlığından bihaber olduğu efsanenin gerçekliğini araştırarak koca bir yalandan ibaret olduğunu ortaya koymaktır ancak teşkilattaki muhalifler riskin büyüklüğü nedeniyle onunla aynı fikri paylaşmaz. Nihayet eski yazıtlarda anıldığı şekliyle seçilecek dört tam ve üç yarımdan tam gönüllüden oluşan araştırma ekibini yeraltına gönderme konusunda uzlaşılır. Görev oldukça basittir; aşağı inilecek, yüzyıllar öncesine ait savaşlara dair delillerin varlığı sorgulanacak ve yirmi dört saat içinde yüzeye geri dönülecektir.

Yukarıdakileri alınması zor kararlar beklerken yedi genç kendilerini yüzlerce yıldır süregelen, insanoğlunun varlığını unuttuğu bir mücadelenin tam ortasında bulurlar. Gün ışığını tekrar görebilmek için, Muhafızlar’ın, Gardiyan’ın, Gölgesizler’in, Mücevherler’in, Çiftyüzler’in, Kırbaçlılar’ın ve tabi Kadim Büyücüler’in arasında, istemeden de olsa yüklendikleri yeni görevlerini başarmak zorundadırlar. Yüzyıllardır duran zaman, insanoğlunun aleyhine yeniden işlemeye başlamıştır.

*

Neyse daha fazla anlatmayayım ben; tavsiye benden, okuyarak karar vermesi sizden :)

Blog için bir de sürprizim var. Kitaba sahip olmak isteyen blogumun bir şanslı takipçisine imzalı kitap benden hediye. Şart şurt yok, aşağıya isim ve mail adresi bilgilerinizle yorum bırakmanız yeterli. Önümüzde ki günlerde seyahat planımız olduğundan 01.09.2016 yani Eylül’ün ilk gününe kadar zamanınız var. Ertesi gün sonucu yine buradan sizlerle paylaşırım.

Herkese şimdiden iyi şanslar!

Son olarak; romanı eşimin yazdığını unutun, olumlu olumsuz yorumlarınızı benimle paylaşın olur mu?



Not:

Kitaba daha erken sahip olmak isteyenler için aşağıda linkini vereceğim tüm sitelerden temin edebilirsiniz. Yok ben internetten alışveriş yapmıyorum diyorsanız; yaşadığınız şehirde bulunan D&R , Kitapsan ve tüm seçkin kitapçılarda da bulabilirsiniz. Şayet gittiğiniz D&R ve kitapçılarda kitap ellerinde kalmamışsa ya da yoksa isim ve telefon bırakarak getirtebiliyorsunuz. Bir aksilik olmazsa iki gün içinde kitaba sahip olabiliyorsunuz.



Kitabı internetten satın almak isteyenler için bazı linkler burada;










Cuma, Temmuz 29, 2016

Mavili yazlık ev...













Photo : Pepa Oromi / El mueble


Sıcak yaz günlerinde evde kaldıysam eğer, yapmayı en çok sevdiğim şey klimanın altında oturup dekorasyon sitelerini gezmek. İşte bu gezinti sırasında rastladım bu eve.

Normalde yaz için mavi rengi çok yakıştırsam da bu kadar kullanılması cesaret ister bence. Yani hangi odaya gitsen mavi renk görüyorsun.. sanırım çabuk sıkılırdım ben.

Yine de ilham alınacak evlerden, öyle değil mi?





Cuma, Temmuz 15, 2016

Doğal ve hayali yaşamak mümkün!








Her sene yaz tatili için gittiğim yaylaya bu yıl bayram için biraz erken gittik. Orada "güzel bayram geçirmenin" ne demek olduğunu bir kez daha anladım. 

Sahici kurulan kalabalık sofralar, çocukların bahçede ki gülüşmeleri, oradan oraya koşuşturmaları, çocukluk arkadaşlarımla tatlı sohbetler eşliğinde içilen kahveler, mahallenin büyüklerine el öpmeye gitmeler, Kaan'nın cebine harçlık veren komşular, karnımız ağrıyacak kadar her gittiğimiz evde şeker yemeler...bunları yazarken bile içime dolan huzurun tarifi yok.





Olmak istediğim yerde bayramı geçirmenin mutluluğu ile koskoca 15 günü dolu dolu geçirdim. Öyle ki fotoğraf çekmek bile gelmedi içimden. Anın tadını çıkardım diyebilirim.

Bazı günler ormana yürüyüşler yaptık, kozalak topladık, kar sularının açtığı dere yataklarından geçtik, uzun uzun oksijeni içimize çektik, kuş seslerini dinledik..Sahiden doğada olmayı ve bana hissettirdiklerini özlemişim. Instagram'da yazdığım gibi bu anları yaşamak için tam bir yıl boyunca bekliyorum.

Annemin yemeklerini, bize hazırladığı birbirinden nefis kahvaltı sofralarını, oğlumun mutluluktan cıvıltısını şimdiden özledim. Asma altında hırkama sarılıp güneşin batışını izlemeyi, soğuyan akşam saatlerinde -üşümemize rağmen- sevdiklerimle dışarıda kahveler eşliğinde yaptığımız sohbetleri düşününce o anlara geri dönesim geliyor.

Hava alanında annem ve babamla sarılıp ağlaştık yine. Bize sonsuz sevgilerini, ilgilerini, kaldığımız süre boyunca yaşattıkları mutluluk için aileme müteşekkirim. Onlara sahip olduğum ve mesafelere rağmen aramızda güçlü bağlar olduğu için bir kez daha şükür ettim. İyi ki varsınız! Sizi çok seviyorum... 

Umarım sizin bayramınız da benimki gibi mutlu geçmiştir...










Photo : Eve Wilson





Cumartesi, Haziran 11, 2016

İlham veren yazlık ev..









Özellikle yaz tatilini otelde değil de ev sıcaklığında geçirmeyi sevenlerdenim.

Doğayla çok yakın iletişim kurabilmek adına kendimize kaçış rotası istiyoruz son bir kaç yıldır. Sürekli bu isteğimden bahsettiğim için size fenalık getirmiş olabilirim. Ne kadar fazla dile getirirsen hedefine o kadar çok yaklaşıldığına inananlardanım.. o yüzden daha çok duyabilirsiniz benden bu isteğimi :)

Bu rotaların başında Foça geliyor..

Foça'nın sakinliğini, doğallığını çok seviyorum. Ege'nin diğer tatil sahillerine göre daha tenha çünkü. Her fırsatta soluğu Foça'da alıyor ve yenilenmiş olarak şehre geri dönüyoruz. Büyük şehirdeki kalabalık ve hızlı tempodan sonra burada ki huzur kendime gelmemi sağlıyor. Sonra içimden iyi ki Ege'deyiz diyorum...







Şimdi konumuza gelecek olursak; yazlık evlerde özellikle mobilya ve aksesuarları daha yalın tutup ferahlık hissi arayanlardanım. Bence dekorasyonda yapılan en büyük hatalardan biri, insanların ihtiyacından çok ve düşünmeden fazla nesne/ obje kullanması, sahip olunan dokuya uyumsuz ve dengesiz dekorasyon ögelerinin seçimi diye düşünüyorum.

Şimdi şu eve bakacak olursak; yazlık ev anlayışından uzaklaşmadan, mekanın bütünlüğü bozulmadan projelendirilmiş, sakin ve huzurlu renklerin kullanıldığı bir yaşam alanı yaratılmış, belli bir tarzın esiri olmadan az ve öz eşya ile dekore edilmiş.

Ben çok beğendim. Benim gibi umarım size de ilham kaynağı olur..