Pazar, Eylül 18, 2016
Ev Turu: Patina Farm / Sonbahar aşkı
Sevgili sonbahar, her sene bu zamanlar senin gelmeni dört gözle bekliyorum. Yaşamdan keyif almak böyle bir şey işte; umut etmek, beklemek ve sonrasında gelen mutluluk...
Sonbahar mevsimi gelince daha enerjik, daha mutlu, daha anlayışlı, daha da tazelenmiş hissediyorum nedense.. Birçok kişinin belki sevmediği ama benim kişiliğimin arasının en iyi olduğu mevsim. Bugünlerde pek dışarı çıkma fırsatı bulamasam da balkona o esintiyi hissetmeye çıkıyorum evdeki işlere ara verip. Gündüzleri hala sıcak ama akşamları o esinti yok mu, mest oluyorum, kendimden geçiyorum..
Özetle; sonbaharın gelmesine çok sevindim. Nasıl sevinmem ki! Çok yakında masalsı sokaklarda yaprak hışırtıları eşliğinde yürüyecek olma düşüncesi bile mutlu olmama yetiyor.
Gelelim bu eve; patina mobilyalarına, doğal dokulu ev tekstillerine, kısacası evleri için yaptıkları seçimlere mest olduğum evin sahipleri Broke ve Steve Giannetti. Şehir yaşamından sıkılan çift, Topatopa dağlarının kıyısındaki Ojai'yi keşfetmeleri ile hayal ettikleri çiftlik evini kurmak için kolları sıvamışlar. Altı aylık planlama ve on sekiz aylık çalışmanın ardından Patina Farm adını verdikleri rüyalarının çiftliğinde üç çocuklarının yanında dört eşek, bir düzine tavuk, üç keçi ve dört köpekle birlikte yaşıyorlar ve koyun arayışları halen devam ediyormuş :)
Her köşesinden doğallık fışkıran bu evi çok sevdim ben.Tıpkı hayalimdeki ev gibi...
Salı, Eylül 06, 2016
Sahilde, yıldızların altında...
Evet biliyorum, yaz mevsiminin renklerini ve güneşin yakıcılığını bırakıp sonbaharın esen rüzgarlarına, baharat renklerine hemen alışmak zor. Ama bugün haberlerde gördüğüm kadarıyla sıcaklar henüz bizi terk etmemiş. Benim için şahane bir haber değil tabi ki.. Sonbahar havasına girmişken bünyeye mevsim anormalliğini anlatmak ve tekrar sıcaklarla boğuşmak isteyeceğim en son şey sanırım. Ama bir pastırma sıcakları gerçeğini de unutmadım tabi.
İşte bugün görsellerde hem içinizdeki yaz aşkını ve renklerini, hemde kentler ve evler kostüm değiştirmeden içimizin açılacağı, dış mekanda çekilmiş, hayal kurmalık fotoğraflar seçtim.
Haydi gelin Hans Blomquist'in styling'ini yaptığı görsellerle keyfimiz yerine gelsin..
Perşembe, Eylül 01, 2016
Kitabı Kazanan!
![]() |
Ağustos'un son iki haftası yine bizimkilerin yanına gittim. Yaylanın serin havası, ailemle olmanın pozitif enerjisi ruhuma o kadar iyi geldi ki, tazelenmiş olarak geri döndüm.
Gitmeden önce Korhan Cankur'un Yedilerin Efsanesi - Üç Kapı romanını yorum yapan kişiye imzalı olarak hediye edeceğimi söylemiştim. Bugün çekilişi yaptım ve kazanan Oğuz Çakır. Birazdan mail göndereceğim kendisine. Tebrik ediyorum.
Keyifle okumanız dileğiyle!
Perşembe, Ağustos 11, 2016
Korhan Cankur’un ilk kitabı Yediler’in Efsanesi – Üç Kapı
Çekinerek söylüyorum, bloga yaklaşık 1 aydır bu yazıyı
yazmak için uğraşıyorum, normalde içeriği dışında pek bir şey paylaşmadığım bir
platformda eşimin kitabından bahsedecek olmak sanırım beni biraz heyecanlandırdı.Taslakta sürekli silip baştan yazdığım bir yazı beni beklerken, başka bir şey de
paylaşamadım. Bu durum bende büyük bir sıkıntı yarattı ne yalan söyleyeyim.
Tabii ki ne demek istediğimi, instagram'da beni takip eden
arkadaşlarım dışında, blog izleyicileri anlamamış olabilir. Kısaca şöyle özetleyeyim:
Hayatımda ilk defa çok enteresan kitap okuma süreci yaşadım.
Çünkü kitap eşimindi. Kitabı bitirip ilk okumasını yapmam için bana verdiğinde
günlerce okuyamadım. Çünkü ne zaman elime alsam kalbim küt küt
atıyor, kitabı sever miyim acaba diye endişeleniyor, objektif okuyamayacağımdan korkuyordum. Bu değişik bir durumdu, ilk defa başıma böyle bir şey geliyordu.
İnsan halleri belli olmaz çünkü, bir bakmışsınız taraflı yanınızla okuma hatasına
düşüvermişsiniz (Tabi bu duruma kitabı yazan kişi çok bozulmaya başlamıştı :)
Sonunda bir gün, bu üzerimdeki saçma baskıyı bir kenara
bırakıp okumaya başladım. Daha ilk
sayfalardan beni aldı, bildiğimiz dünyanın içinde bambaşka bir hikayenin içine
sokuverdi. Bir kitabı sevmezseniz okuyamazsınız zaten, yazarı kim olursa
olsun..
Oysa ben bu kitabı elimden her bıraktığımda kitap beni geri
çağırıyordu, yeni bölümlerini okumak için sabırsızlanıyordum. Kurgusu ve sade anlatım dili, sahneleri gözümde canlandıracak kadar muhteşemdi. Heyecanını kaybetmeyen, sürükleyici, merakın üst düzeyde tutulduğu bu romanın ilk okuru olmaktan duyduğum mutluluğu tarif edemem.
Kitabı yazan kişi eşiniz olunca bu yorumları yazmak fazlasıyla
zor. Çünkü dışarıdan bakınca fazla yanlı yorum yapmışım gibi algılanabilir. Ancak bir kitap
söz konusu ise akrabalık ilişkilerini pek umursamam açıkçası. Dürüstçe ifade
etmem gerekirse içime sinmeseydi en ağır eleştiriyi ben yapardım ve bu
kadar rahatlıkla kitaptan bahsediyor olamazdım sanırım.
“Okuyucu bu kitapta ne bulacak?” sorusuna kitabın mini özeti
ile cevap vermem gerekirse:
*
Yüzlerce yıllık bir sırrın emanetçisi
olan Koruyucu Kavim, Birleşmiş Milletler bünyesinde gizli bir teşkilat haline gelmeyi
başarmıştır. Teşkilatın en tepesindeki adam olan Darius Bratt’in varlıklarının
amacını sorgulamaya başlaması ile asırlık dengeler değişmeye başlar. Darius
Bratt’in tek amacı dünyanın varlığından bihaber olduğu efsanenin gerçekliğini
araştırarak koca bir yalandan ibaret olduğunu ortaya koymaktır ancak
teşkilattaki muhalifler riskin büyüklüğü nedeniyle onunla aynı fikri paylaşmaz.
Nihayet eski yazıtlarda anıldığı şekliyle seçilecek dört tam ve üç yarımdan tam
gönüllüden oluşan araştırma ekibini yeraltına gönderme konusunda uzlaşılır.
Görev oldukça basittir; aşağı inilecek, yüzyıllar öncesine ait savaşlara dair
delillerin varlığı sorgulanacak ve yirmi dört saat içinde yüzeye geri
dönülecektir.
Yukarıdakileri alınması zor kararlar
beklerken yedi genç kendilerini yüzlerce yıldır süregelen, insanoğlunun
varlığını unuttuğu bir mücadelenin tam ortasında bulurlar. Gün ışığını tekrar
görebilmek için, Muhafızlar’ın, Gardiyan’ın, Gölgesizler’in, Mücevherler’in,
Çiftyüzler’in, Kırbaçlılar’ın ve tabi Kadim Büyücüler’in arasında, istemeden de
olsa yüklendikleri yeni görevlerini başarmak zorundadırlar. Yüzyıllardır duran
zaman, insanoğlunun aleyhine yeniden işlemeye başlamıştır.
*
Neyse daha fazla anlatmayayım ben; tavsiye benden, okuyarak
karar vermesi sizden :)
Blog için bir de sürprizim var. Kitaba sahip olmak isteyen blogumun bir şanslı takipçisine imzalı kitap benden hediye. Şart şurt yok, aşağıya isim ve mail adresi bilgilerinizle yorum bırakmanız yeterli. Önümüzde ki günlerde seyahat planımız olduğundan 01.09.2016 yani Eylül’ün ilk gününe kadar zamanınız var. Ertesi gün sonucu yine buradan sizlerle paylaşırım.
Herkese şimdiden iyi şanslar!
Son olarak; romanı eşimin yazdığını unutun, olumlu olumsuz yorumlarınızı benimle paylaşın olur mu?
Not:
Kitaba daha erken sahip olmak isteyenler için aşağıda
linkini vereceğim tüm sitelerden temin edebilirsiniz. Yok ben internetten alışveriş yapmıyorum diyorsanız; yaşadığınız şehirde bulunan D&R , Kitapsan ve tüm seçkin kitapçılarda da bulabilirsiniz. Şayet gittiğiniz D&R ve kitapçılarda kitap
ellerinde kalmamışsa ya da yoksa isim ve telefon bırakarak getirtebiliyorsunuz.
Bir aksilik olmazsa iki gün içinde kitaba sahip olabiliyorsunuz.
Kitabı internetten satın almak isteyenler için bazı linkler burada;
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



























